Şubat 2010 için Arşiv

Google’ın rakibi kim olacak?

Cumartesi, 27 Şubat 2010

Teknoloji devleri Microsoft ve Yahoo birleşmesi 2012′de tamamlanacak sektör bu anlaşmanın ne getireceğini merak ediyor. İkili Google’ın karşısına dikilebilecek mi?

2008 de gündeme gelen ve çok sık kesintiye uğrayan Yahoo Microsoft anlaiması 2009′da mutlu sonl ile nihayetlenmişti.

Önce ABD Adalet Bakanlığı cephesinden onay geldi akabinde Avrupa Birliği Komisyonu da ortaklığa izin verdiğini duyurdu. Avrupa Komisyonu’nun kararında, “arama motoru sektörü ve online reklamcılıkta birleşme rekabeti canlandıracak, Microsoft’un Pazarın lideri Google karşısında eli güçlenecektir” denildi.

Avrupa’daki arama motoru pazarında Microsoft ve Yahoo, toplam yüzde 10’ları ancak bulan küçük bir paya sahip. Birleşmenin şimdi pazarın yüzde 90’ına sahip Google’a karşı daha iyi rekabet edebilme imkanı sağlayacağına işaret ediliyor.

2012 yılının sonunda tamamlanması beklenen birleşme süreci, Yahoo’nun aşama aşama Bing’e ait arama teknolojisine geçişini öngörüyor. Ortaklık masasına Microsoft Bing arama motorunu, Yahoo ise online reklamdaki deneyimini koyuyor.

Yahoo’nun 400 kadar çalışanı Microsoft’a devredilecek. Yahoo bundan böyle de güncel, bazı enformasyon hizmetleri ve arama motoru sonuçlarının optimizasyonu gibi alanlardan sorumlu olacak. Reklam gelirlerinin aslan payı yüzde 88′le Yahoo’nun olacak. Microsoft-Yahoo anlaşması toplam 10 yıllık bir süreye bağlandı.

İnternet devi Google’ı korkutan karar

Cumartesi, 27 Şubat 2010

İtalya’da 3 Google yöneticisi, Down Sendromlu bir çocuğun itilip kakılmasını gösteren bir video klibin siteye yüklenmesine izin vermek suçundan 6′şar ay hapse mahkum oldu.

Mahkeme, yöneticilerin cezalarını tecil ederken, Google şirketinin Genel Merkezi, temyize başvuracağını açıkladı.

Cezaya çarptırılan yöneticilerin hiçbirinin şu anda İtalya’da yaşamadığı belirtildi.

İtalya’da Down Sendromlu insanlara yardım için kurulan Vivi Down Derneği ve videoda gösterilen erkek çocuğun babası, cep telefonu ile çekilen görüntülerin Eylül 2006′da Google Video sitesine yüklenmesinden sonra dava açmıştı.

Savcı, karardan sonra mahkeme önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “bir şirketin hakları, bir kişinin onurundan daha üstün değildir. Bu karar açık bir mesaj veriyor” dedi.

Google Genel Merkezi’nden yapılan açıklamada ise mahkum olan yöneticilerin “bu videoyu ne çektikleri, ne siteye yükledikleri, ne de izledikleri, ama yine de suçlu bulundukları” belirtilerek, bu tür sitelere yüklenen görüntülerden sitelerin sahibi şirketlerin sorumlu olamayacağı savunuldu.

Açıklamada, kararın “internetin üzerine kurulduğu özgürlük açısından hayati bir sorunu gündeme getirdiği” de ileri sürüldü.
Google mahkemede videoyu, kendilerine bilgi verilir verilmez kaldırdıkları ve soruşturma boyunca görüntülerdeki çocuğu taciz edenlerin belirlenip adalet önüne çıkarılması için İtalyan yetkilileri ile işbirliği yaptıklarını savunmuştu.

Mahkemenin ceza verdiği Google yetkililerinden David Drummond ise yaptığı açıklamada, kararın “tehlikeli bir örnek oluşturduğunu” ve kendileri gibi herhangi bir internet sitesinin her yöneticisinin benzer şekilde sorumlu bulanabileceğini belirtti.

Drummond, İtalya ve Avrupa yasalarının bu konuda açık olduğunu, kendileri gibi internet şirketlerinin, sitelerine yüklenen videoların içeriğini izlemelerinin gerekmediğini savundu.

Savcı ise duruşmalarda, Google’ı ihmalle suçladı ve bazı internet kullanıcıların videoyu gördükten sonra rahatsız olup kaldırılması için not yazmalarından sonra bile, videonun 2 ay yayında kaldığını ifade etmişti.

AB’den Google’a rekabet incelemesi

Cumartesi, 27 Şubat 2010

AB Komisyonu, internet arama motoru piyasasının lideri Google’ın rekabeti ihlal edip etmediğini incelemeye aldı.

Google’ı rekabeti ihlal etmekle suçlayan 3 şirketin başvurusu üzerine harekete geçen AB Komisyonu, Google’dan iddialarla ilgili bilgi istediğini, bu aşamada resmi soruşturma başlatmadığını bildirdi.

Google’dan yapılan açıklamada ise rekabeti ihlal suçlamalarının Microsoft’un Alman iştiraki Ciao.de, İngiliz fiyat karşılaştırma sitesi Foundem.com ve Fransız avukat arama motoru Ejustice.fr tarafından yapıldığı belirtildi.

AB Komisyonuna yapılan başvurularda Google, internet arama sonuçlarında rakip arama motorlarını geri sıralara itmekle ve sanal reklam piyasasında rekabeti ihlal etmekle itham ediliyor.

Google hakkında üye ülkelerde devam eden soruşturmalarla ilgili de bilgi alan AB Komisyonunun, suçlamalarla ilgili şirketten doyurucu bir cevap alamaması halinde resmi soruşturma başlatması ve elde edeceği bulgulara göre para cezası ve diğer yaptırımlara başvurması bekleniyor.

Dünyanın en popüler internet arama motoru Google’ın pazar payı, İngiltere, Fransa ve Almanya’da yüzde 80′i, ABD’de yüzde 65′i ve Çin’de yüzde 35′i geçiyor.

YouTube 5. yaşını kutluyor!

Cumartesi, 27 Şubat 2010

Dünyanın en ünlü paylaşım sitesi YouTube, beşinci yılını kutluyor. YouTube’un beş yılda elde ettiği başarı, diğer sitelerin de iştahını kabartıyor.

Dünyanın en ünlü paylaşım sitesi YouTube’da bu sıralar doğumgünü telaşı yaşanıyor. Beş yıl önce hayatımıza giren YouTube, o günden bu yana çok yol aldı ve altyapısında ciddi atılımlar yaptı.

Google’ın satın almasından sonra daha çok teknik altyapıya önem veren firma, beş yıldır en popüler video paylaşım sitesi olma başarısını sürdürüyor.

YouTube’un CEO’su ve kurucularından Chad Hurley, konuyla ilgili bir konuşma yaptı ve bu beş yılı mutlulukla geçirdiklerini söyledi.

Her Şey 14 Şubat’ta Başladı

Bundan tam beş yıl önce, 14 Şubat 2005′te YouTube alan adını satın aldıklarını söyleyen Hurley, herkesin video kameralarıyla çektiği görüntüleri paylaştığı bir site olarak düşündüklerini söyledi.

Chad Hurley ve ekibi, günler geçtikçe kullanıcıların sadece kendi videolarını değil, etrafta gördüğü diğer videoları da paylaşmasının güzel bir yenilik olacağını düşünmüş ve bu şekilde günümüz YouTube’u ortaya çıkmış.

Bugünlerde, dakikada 20 saatten fazla videonun yüklendiği YouTube, Hurley’e göre İnternet’ten akıcı video izleme teknolojisinde çığır açtı.

Doğan’dan cezaevi yolunda ilginç mesaj

Cumartesi, 27 Şubat 2010

Balyoz soruşturması kapsamında tutuklanan eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ile emekli Korgeneral Engin Alan, Metris Cezaevi’ne konurken Çetin Doğan’ın avukatı ilginç bir söz söyledi.

”Balyoz Planı” iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında tutuklanan eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ile emekli Korgeneral Engin Alan, cezaevine gönderildi.

Emekli Orgeneral Doğan ile emekli Korgeneral Alan, haklarındaki tutuklama kararının ardından Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince sivil plakalı bir midibüsle Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesinden Metris Cezaevine götürüldü.

Doğan ile Alan’ın araca bindirilmesi sırasında, adliye kapısı önünde bekleyen yakınlarının alkışladığı görüldü.

Emekli Orgeneral Doğan’ın avukatı Celal Ülgen, gazetecilere yaptığı açıklamada, ”yoğun bir hukuk uğraşısından sonra Çetin Doğan ve Engin Alan’ın tutuklanmasına karar verildiğini” söyledi.

Türkiye’de ciddi hukuki sorunlar olduğunu ve hukukun ciddi bir biçimde tehlike altında bulunduğunu iddia eden Ülgen, şöyle konuştu:

”Ülkemizin başta gelen sorunu, yargının bağımsızlığıdır. Bu konuda ciddi sorunlar var. Yargılamanın içeriğini etkilememek için bu aşamada herhangi bir şey söylemiyoruz, ama kamuoyunun bilmesi gereken bir şey var; ortada iki tane plandan bahsediliyor. Birisi sahte, kurmaca ve belli bir merkez, belli bir oligarşik güç tarafından hazırlanmış plan. Diğeri resmi, Genelkurmayın bilgilerinde olan plan. Bu iki plan arasında birtakım benzerliklerden yararlanılarak birtakım sorularla karşılaştık, ancak içten, samimi, ayrıntılı açıklamalarımıza karşın bir sonuç alamadık.”

Tutuklanan müvekkili emekli Orgeneral Doğan ile emekli Korgeneral Alan’ın 1. Ordu bünyesinde görevli olduklarına dikkati çeken Ülgen, 1. Ordu’nun görev alanının Trakya’dan Adapazarı’na kadar olduğunu, isnat edilen ”hükümeti cebir ve şiddet yoluyla devirmek” suçunun, Tekirdağ’dan İstanbul’a kadar olan bölgeden Ankara’yı devirmek anlamına geldiğini belirtti. Ülgen, ”Böyle bir şey olabilir mi?” diye sordu.

Ülgen, ”Demokratik çabamızla mücadelemizle tüm halkın demokrasiye olan sevdasıyla Türkiye mutlaka aydınlık günlere ulaşacaktır. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın” dedi.

”Doğan’ın sorguda ne dediği” yönündeki soruyu da Ülgen, ”Ne savcılıkta, ne de sorgu sırasında kendisine karşı somut bir suçlama, yalnız Çetin Doğan’a değil, Engin Alan arkadaşımıza, komutanımıza karşı da somut bir suçlama yok. ‘Siz şunu dediniz, siz şunu yaptınız’ yok. Sadece ve sadece ‘falan şunu, filan bunu demişti’ gibi laflar var” diye yanıtladı.

Bir gazetecinin, ”Genelkurmayda onaylanan bir belgeden söz ettiniz. Hangi belge bu?” sorusuna karşılık da Ülgen, ”Onaylanan değil, Genelkurmay kayıtlarında olan resmi jenerik plandan bahsediyoruz. Seminer… ‘Balyoz’ diye bir plan yok. ‘Balyoz’ diye plan kurmaca, sahte. 11 sayfalık belge, işte ‘Balyoz’ dedikleri kurmaca belge. Onun altında şöyle bir imza var; ‘Balyoz Sıkı Yönetim Komutanı’ ve bizim müvekkilin ismi var. İmza değil, isim” diye konuştu.

-”ISLAK İMZA VE SES KAYDI ÖRNEĞİ ALINMADI”-

Emekli Orgeneral Doğan’ın tutuklanma gerekçesi olarak ”kuvvetli suç şüphesinin” gösterildiğini aktaran Avukat Celal Ülgen, sorgulamada ıslak imza ve ses kaydı örneği de alınmadığını belirtti.

Avukat Ülgen, ”askeri savcıdan sorgulama savcılığına gönderilen bilirkişi raporuna” ilişkin soru üzerine de ”Askeri savcıdaki bilirkişi raporunun sadece sahte olan ‘Balyoz’ planıyla ilgili olduğunu söyleyeyim. Bugün de televizyonlarda aynı konuda açıklama yaptılar” dedi.

Türkiye’de ciddi hukuk sorunu olduğu görüşünü yineleyen Ülgen, ”Savunmaya ne kadar az şey gösterirsek, o kadar yararlıdır düşüncesi var. Bize hiçbir belge, hiçbir şey gösterilmedi” diye konuştu.

Ülgen, tutuklama kararıyla ilgili itirazda bulunacaklarını ve hukuku sonuna kadar zorlayacaklarını ifade ederek, sorguya İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı’nın girmediğini de söyledi.

Sorguda 100′den fazla sorudan yaklaşık 60′ının sorulduğunu bildiren Ülgen, Çetin Doğan’ın tutuklandığını öğrendiğinde, ”Mücadele şimdi başladı” dediğini ifade etti.

Emekli başkomiser boğuldu

Cumartesi, 27 Şubat 2010

Başkomiserlikten emekli olduktan sonra balıkçılık yapmaya başlayan 65 yaşındaki Hüsnü Ünsal, açıldığı teknesinden ağ atmak isterken dengesini kaybedip denize düştü.

Emekli olduktan sonra Mudanya’ya yerleşen ve aldığı 7 metrelik tekneyle balıkçılık yapan Hüsnü Ünsal, bu sabah saat 07.30 sıralarında, balık avlamak üzere Arnavutköy Balıkçı Barınağı’ndan Marmara Denizi’ne açıldı. Mudanya Balıkçılar Derneği Başkanı Çetin Ateş, derneklerinin üyesi olan arkadaşına akşam saatlerine kadar cep telefonu ile ulaşamayınca endişelendi. Ateş, meslektaşlarıyla birlikte teknelere binip Ünsal’a ulaşmak için denize açıldı.

Balıkcılar, Kumyaka Köyü açıklarında tekneyi görüp yanaştıklarında Ünsal’ın ağlara takılı cesediyle karşılaştı. Haber verilmesi üzerine Güzelyalı Yat Limanı’nda konuşlanan Sahil Güvenlik botu da olay yerine gelerek Hüsnü Ünsal’ın balık ağına takılan cesedini çıkardı. Ünsal’ın ağ atarken denizde düştüğü ve ağlardan kurtulmak için çabaladığı ancak kurtulamayarak can verdiği sanılıyor.

Evli ve 2 çocuk babası Hüsnü Ünsal’ın cesedi otopsi için Bursa Adli Tıp Kurumu morguna kaldırılırken olayla ilgili soruşturmaya başlandı.

Veli Küçük: Beni fişleyenler ortaya çıktı

Cumartesi, 27 Şubat 2010

Ergenekon’un tutuklu sanığı Veli Küçük, tertemiz olduğunu belirterek “Beni fişleyenler ortaya çıktı” dedi.

Birinci Ergenekon davasının bugünkü duruşmasında tutuklu sanık Veli Küçük, AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın “40 yıldır onlar bizi fişledi, şimdi de biz onları fişliyoruz” sözlerini hatırlattı; “Beni fişleyenler ortaya çıktı: Avni Doğan. Bunun Adaletten Kaçanlar Partisi’nden sorulmasını talep ediyorum. Beni niye fişledi?” dedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’de görülen davanın 137. duruşmasında mahkeme heyeti sanıkların taleplerini alıyor.

Talepler bölümünde ilk olarak tutuklu sanık Muzaffer Tekin söz aldı.

Tekin, “Allah’tan savcılar beni Mahmut Şevket Paşa suikastinden sorumlu tutmadı. Tertip o kadar büyük ki, bana iftira atan Osman Yıldırım’a bile kızamıyorum” dedi.

“Fişlendim…”

Tekin’in ardından emekli Tuğgeneral Veli Küçük söz aldı.

AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın “40 yıldır onlar bizi fişledi, şimdi de biz onları fişliyoruz” sözlerine karşı Küçük, “Burada hep Veli Küçük olarak fişlendim. Beni fişleyenler ortaya çıktı: Avni Doğan. Bunun Adaletten Kaçanlar Partisi’nden sorulmasını talep ediyorum. Beni niye fişledi?” diye konuştu.

Tahliyesini talep eden Küçük, “Ben neden tutuklandım açıklanmasını istiyorum. Tahliyemi istiyorum, tahliye edilmeyeceksem kuvvetli suç şüphemin ne olduğunun açıklanmasını istiyorum” dedi.

“Tayin yeri olarak görüyorum”

Küçük, “24 ayı geçmiş bir şekilde tutukluluk halim devam ediyor. Kendimi tutuklu olarak kabul etmiyorum. Burayı tayin yeri olarak görüyorum. Cumhuriyeti koruma görevimi sürdürüyorum” diye konuştu.

80 öncesi İskenderun’da görev yaptığı dönemde o bölgede faili meçhul olmadığını ifade eden Küçük, “Karadeniz’de de görev yaptım. ‘Veli Küçük örgütün Karadeniz’e girmesine neden oldu’ dediler. Benim dönemimde PKK terör örgütü Karedeniz’e girmedi, giremez” şeklinde konuştu.

“Ben tertemizim”

Meselenin kendisi değil Türk ordusu olduğunu iddia den Küçük sözlerine, “Devletime en ufak yanlışım olmadı. Her şeyim araştırıldı. Hiçbir şey bulamadılar. Ben tertemizim. Mesele Veli Küçük değil, Türk ordusu. Veli Küçük üzerinden Türk ordusunun üzerine gidilmek isteniyor. Benim ordum 30 sene gerilla mücadelesi vermiş bir ordu. Bu ordudan herkes korkar. Dünyanın 3. değil birinci ordusudur. Bu bölgeye hakim olmak için bu orduyu yok etmek gerekir şu anda onu yapıyorlar” dedi.

Adının sürekli ortaya atıldığını savunan Küçük, hakkındaki bazı iddiaları ise, “Kırıkkkale Silah Fabrikası’ndaki patlama benim talimatımla gerçekleştirilmiş. İddianamede yazıyor. Ama Yunanistan istihabaratı bunu kendisinin yaptığını kabul etti. PKK’ya silah gönderdiğim söyleniyor. Nasıl olur? Ben ömrümü PKK ile mücadeleye adamışım. Teoman Koman Paşa ile Hizbullahı kurdurmuşum. Azerbaycan ordusu için para toplamışım. Hani kalpak alacak param yoktu? Stockholm’da Azerilerin toplantısında bir fotoğrafta Alparslan Arslan’ın da olduğu söylendi. Ama fotoğraftaki kişinin Stockholm’da yaşayan bir Azeri olduğu, fotoğrafın da Azerbaycan İçişleri Bakanı’nın makinesiyle çekildiği ortaya çıktı” dedi.

“JİTEM diye bir şey yok”

İkinci Ergenekon davasının tutuksuz sanığı Organize Suçlarla Mücadele eski Şube Müdürü Adil Serdar Saçan’ın savunmasında birçok kez “Veli Küçük ve grubu” sözünü söylediğini ve bu nedenle tahliye edildiğini iddia eden Veli Küçük, “Tuncay Özkan da JİTEM diye bir kitap yazıyormuş. Artık tahliye buradan geçiyor ya… JİTEM’in ne olduğunu devlet kurumları açıkladı. Jandarma İstihbarat Komutanlığı var ama JİTEM diye bir şey yok” dedi.

Doğu Perinçek’e uyarı

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Şengün, birinci “Ergenekon” davasının tutuklu sanıklarından İP Genel Başkanı Doğu Perinçek’i mahkeme heyetine yönelik sözleri nedeniyle uyardı.

Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki salonda görülen davanın bugünkü duruşmasında söz alan Perinçek, hukukun arkasında devletin yaptırım gücü bulunan kurallar bütünü olduğunu belirterek, “Adaletin simgesi olan o güzel hanımın elindeki kılıç devlet zorunu temsil ediyor. Hukukta o kılıç vardır. Şimdi size soruyorum. Sizin arkanızda hangi kılıç var? 13. Ağır ceza mahkemesi diye adlandırılan mahkemenin arkasında hangi kılıç var?” dedi.

“Devletin kılıcının ordu olduğunu” savunan Perinçek, “Peki ordu bu davanın neresinde? Ordu bu davanın sanığıdır. Kimse kendisini kandırmasın. Elinizdeki şemaya bakın. Eşref Bitlis, Hüseyin Kıvrıkoğlu. Şemada Türk Silahlı Kuvvetleri var. Türk Silahlı Kuvvetleri burada zanlıdır. Şanlı ordu, bu soruşturmada zanlı olmuştur. O zaman sizin arkanızdaki kılıç ne?” diye konuştu.

Beşiktaş’taki hakimlerin Türk yargısından koptuğunu, yargının da Yargıtay, Danıştay, HSYK ile bu tertibe isyan ettiğini öne süren Perinçek, “Yargı, sizin içine memur olarak dahil edildiğiniz tertibe isyan etmiştir. Sizin arkanızdaki kılıç Amerikan kılıcıdır” dedi.

Soruları ve cevaplarıyla “Demokratik Açılım Süreci Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’ne ilişkin kitapçığın kapak fotokopisini gösteren Perinçek, “altında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasının bulunduğu bu kitapçığa göre mahkemenin özel bir mahkeme olduğu” iddiasında bulundu.

“İşte bu sizsiniz. Yani sizin arkanızda Türk yargısı yok, Türk ordusu da yok” diyen Perinçek, şöyle devam etti: “Amerika’ya dayalı hesaplar geçicidir. Hesaplaşmaya gelindiğinde bu tertipte rol alan ve yasaları çiğneyen hakimler ve savcılar Türk yargısının karşısına oturtulur. Ayağımıza kapansanız kimse sizi affetmeyecektir. Suçlarınız büyüyüktür. Bu adaletsizlikleri yapanların gecelerinin korku içinde geçtiğini çok iyi biliyorum. Özel tertiplerde hakim ve savcılardan kimler rol almışsa ayarlanmışlardır diye söz ediliyor. Siz de biraz hakim onuru olması gerekmez mi? Ayarlanmış olmayı kabul ediyor musunuz? Sizi ayarladılar mı? Sizin yerinize 3 çoban oturtun, 2 gün sonra fasa fiso der. Çoban, Osman Yıldırım’ın 3 dakika içinde yalan söylediğini görür. Birbirimize burada çalım atmayalım, çalım satmayalım.”

Sanık olmadığını, Türkiye emekçilerinin iktidar davasının adamı olduğunu belirten Perinçek, herkesin yerini belirleyeceğini, mahkemenin de yerini belirlemesi gerektiğini savundu.

Perinçek’in, “Şu an bulunduğunuz yer iftihar edeceğiniz yer değildir. Çocuklarınıza bırakacak, övünülecek yerde değilsiniz” sözleri üzerine Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, “Size öyle geliyor” dedi.

Perinçek de “Ben burada sizin şahsınız ve kişiliğinizle uğraşmıyorum” diye konuştu.

Başkan Şengün’ün “Mahkeme bunları kabul etmiyor” demesi üzerine Perinçek de “Her şey meydanda. Sizin arkanızda cemaatin silahlanması dışında ne var? Akşamları rahat uyuyamıyorsunuz” dedi.

Şengün ise “Ben her akşam çok rahat yatarım” diye konuştu. Şengün’ün “Lütfen durun” uyarısı üzerine Perinçek, savunmasını yaptığını söyledi.

Şengün de “Böyle savunma olmaz. Hakkınızdaki delilleri anlatın dinleriz” dedi. Perinçek de “Sizde vicdan olduğunu anladım. Vicdanınıza söylüyorum. 4′ünüz birlikte iddianameyi açın okuyun. Mülakat diye bir delil var mı?” dedi.

“Demokratik açılım” konulu fotokopi sayfasını Şengün’e gösteren Perinçek, “Sizin hakkınızda özel yetkili denmesi yalan mı?” dedi. Şengün ise “Mahkeme asla bunu yapmaz. Hepsi yalan” diyerek, haklarında bu tür iddialarda bulunanların alnını karışlayacağını söyledi.

Yıldırım istihbarat elamanı mı?

Birinci “Ergenekon” davasının tutuklu sanıklarından Osman Yıldırım ile ilgili olarak Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve MİT’ten gelen yazılarda, Yıldırım’ın istihbarat elemanı olarak kullanıldığına dair bir kayıt olmadığı belirtildi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada konuşan sanık Mehmet Zekeriya Öztürk, Danıştay saldırısının ardından gözaltına alındığında bazı kişilerle birlikte kendisinden de kan örneklerinin alındığını söyledi.

Öztürk, kendisinden alınan kan örnekleriyle genetik inceleme yapıldığını öğrendiğini ifade ederek, “DNA’larım neden inceleniyor? Bunların imha edildiği söylendi. Ben kan örneklerinin imha edildiğine inanmıyorum. Yarın benden üretilen numunelerle başka bir suçla suçlanabilirim” diye konuştu.

Duruşmada sanık ve avukatların taleplerine ilişkin görüşünü açıklayan Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, Danıştay Başkanlığının suçtan zarar görmesi nedeniyle, avukat Perihan Özcan’ın müdahil olma talebinin kabul edilmesini istedi.

Duruşmada daha sonra Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, ara kararlar doğrultusunda gelen evrakları okudu.

Doğu Perinçek’in, Gonca Bahar adlı kadın ile sanıklar Alparslan Arslan, Osman Yıldırım, Erhan Timuroğlu, İsmail Sağır ve Tekin Irşi’nin hesaplarına 2006 yılında para yatırılıp yatırılmadığına ilişkin talebi üzerine MASAK’tan gelen yazıda, bu şahıslarla ilgili hesap ekstrelerinin gönderildiği kaydedildi.

Danıştay çevresi, orduevi ve bir bankanın görüntü kayıtlarının incelenmesiyle ilgili ekspertiz raporu da dosyaya gönderildi. Tutuklu sanık Muzaffer Tekin’in talebi üzerine Emniyet Genel Müdürlüğü ile Jandarma Genel Komutanlığından gelen yazılarda Osman Yıldırım’ın istihbarat elemanı olarak kullanıldığına dair herhangi bir kaydın bulunmadığı, MİT’ten gelen yazıda da Yıldırım’ın kendileriyle bir ilgisi olmayıp, kayıtlı haber kaynağı olarak yer almadığı belirtildi.

Tutuklu sanık Mehmet Demirtaş’ın talebi üzerine sanıklardan Ümit Sayın’ın savcı Zekeriya Öz’e gönderdiği mektuplarla ilgili APS dökümlerinin geldiği, Sayın’ın Öz’e 6-27 Ocak 2010 tarihleri arasında beş mektup gönderdiği kaydedildi.

Başkan Şengün, gelen evrakları okuduktan sonra talepleri değerlendirmek üzere duruşmaya ara verdi. Öte yandan, Mehmet Zekeriya Öztürk’ün belirttiği kan örneklerinin alınmasıyla ilgili Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün ekspertiz raporuna göre, Danıştay saldırısının ardından gözaltına alınan “Ergenekon” davası sanıklarından Mahmut Öztürk, Zeki Yurdakul Çağman, Muzaffer Tekin ve Mehmet Zekeriya Öztürk’ten kan örnekleri alındığı belirtildi.

Raporda, bu kişilere ait DNA örneklerinin Ceza Muhakemesinde Beden Muayenesi, Genetik İncelemeler ve Fizik Kimliğin Tespiti Hakkındaki Yönetmeliğin 14. maddesi gereğince imha edildiği aktarılarak, olay yerinden elde edilen bulgulara ait DNA analiz sonuçlarının DNA arşivine kaydedildiği, DNA örneklerinin ise laboratuvarda bir yıl süreyle muhafaza edildiği bildirildi.

Bir sonraki duruşma 22 Mart’ta

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada verilen aranın ardından mahkeme heyeti tarafından alınan ara kararlar, üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu tarafından açıklandı.

Buna göre mahkeme heyeti, Danıştay dosyasının tutuksuz sanıkları Aykut Metin Şükre, Süleyman Esen ve Salih Kurter’in savunmalarının alınması amacıyla bir sonraki celsede hazır edilmeleri için yazı yazılmasına karar verdi.

Hakkında daha önce davaya katılımı yönünde karar verilen Danıştay Başkanlığını temsilen hazine avukatı Perihan Özcan’ın müdahil vekili olarak duruşmalara katılmasını kabul eden mahkeme heyeti, yargılamanın Silivri’de yapılmasıyla ilgili olarak da şu açıklamayı yaptı:

“CMK’nın 252/1-c maddesi gereğince dosyaların içerikleri ve sanık sayısı da göz önünde tutulup güvenliğin en üst düzeyde sağlanmasına yönelik olarak tamamen mahkemenin inisiyatifi ve takdiri ile yargılamanın Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesinde müstakil girişi bulunan duruşma salonunda yapılmasına karar verildi. Bu kararın alınmasında hiçbir kişi veya kuruluşun tavsiye ve telkininin bulunmadığı gibi herhangi bir özel amaç da güdülmedi. Bu yönde yazılıp çizilenlerin mahkememizle bir alakası olmayıp, mahkememizi de bağlamayacaktır.”

Sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar veren mahkeme heyeti, duruşmayı 22 Mart Pazartesi günü saat 09.00′a erteledi. Bu arada, Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün’ün, Nusret Senem, Hikmet Çiçek, Sevgi Erenerol ve Kemal Kerinçsiz’in de aralarında bulunduğu 13 kişinin tahliye edilmesi yönünde oy kullandığı görüldü.